Reklamı kapat

Reklamı kapat
Cadde News Gazetesi
Başlık

KIBRIS İÇİN CESUR ADIMLAR ATILMALI Kıbrıs her devirde dünya hâkimiyetinin kilit noktalarından birisi olmuştur. Akdeniz’e -özellikle Doğusuna- hâkim olmak isteyen Kıbrıs’a hâkim olmalıdır. Dünya haritasına bakıldığında tam merkezde olduğu da görülür. Kıbrıs’ın bizim için tarihi ve manevi değeri çok yüksektir. Yüzyıllar boyunca egemenliğimiz altında huzurlu ve müreffeh bir yer olan Kıbrıs’ta birçok sahabenin kabri de […]

14 Ağustos 2019 - 13:38 'de eklendi.

KIBRIS İÇİN CESUR ADIMLAR ATILMALI

Kıbrıs her devirde dünya hâkimiyetinin kilit noktalarından birisi olmuştur. Akdeniz’e -özellikle Doğusuna- hâkim olmak isteyen Kıbrıs’a hâkim olmalıdır. Dünya haritasına bakıldığında tam merkezde olduğu da görülür.
Kıbrıs’ın bizim için tarihi ve manevi değeri çok yüksektir. Yüzyıllar boyunca egemenliğimiz altında huzurlu ve müreffeh bir yer olan Kıbrıs’ta birçok sahabenin kabri de bulunmaktadır. Bu kabirler ve Peygamber Efendimizin (s.a.v) Halası Ümmü Haram (r.a.)’ın (Hala Sultan) Larnaka’daki kabri sadece bizim için değil bütün Müslümanlar için ehemmiyet arz etmektedir.
Kıbrıs, İngiliz oyunlarının sonucu olarak yavaş yavaş hükümranlığımızdan çıkarılmıştır. 1878’de Osmanlı’nın zor zamanlarından bilistifade mülkiyeti bizde kalmak üzere adanın yönetimi İngilizlere verilmiş, onlar da Rumları adaya getirerek nüfus yapısını değiştirmişlerdir. Bu demografik değişim sonucu Türkler ile Rumlar 1960’da “sözde” ortak bir devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kurdular. Yönetime hâkim olan Rumlardı. Kıbrıs Anayasasına göre Kıbrıs’ın; Cumhurbaşkanı Rum, yardımcısı Türk’tü; Bakanlar Kurulundaki bakanların 7’si Rum, 3’ü Türk’tü; 50 üyeli Temsilciler Meclisinin %70’i Rumlardan %30’u Türklerden oluşuyordu. Rumlar İngiliz ve Yunanistan’ın desteği ile resmiyete de yansıyan bu güç oyunundan cesaretle Türklere karşı soykırıma başladılar.
Türkiye 1974’de merhum Necmettin Erbakan’ın dirayeti ve inisiyatifinde Kıbrıs Barış Harekâtı ile Rumların bu soykırımına son verdi. İlk defa toprak kaybetmeye başladığımız Karlofça Antlaşmasından 275 sene sonra ilk defa toprak kazandık. Barış Harekâtı esnasında Ordumuzdan 498, Kıbrıs Türklerinden ise 340 şehit verdik.
Harekât sırasında maalesef merhum Bülent Ecevit’in çekingen tutumu sebebi ile birçok kayıplarımız oldu; Maraş boş bırakıldı ve halen büyük bir sorun teşkil ediyor, adanın tamamı alınacakken buna cesaret edemedi, ateşkesi planlanandan daha erken saatte açıkladığı için şehit sayımız önemli ölçüde arttı ve Lefkoşa’nın bir kısmı kaybedildi.
Harekât esnasında, o zamandan bu zamana sözde müttefikimiz ABD her zaman ki gibi Türkiye aleyhine çalıştı. BM, Avrupa Konseyi Türkiye’nin karşısında yer aldı, NATO soykırıma karşı parmağını bile kıpırdatmadı. Siyonizm’in kuklası sözde uluslararası kurumlar şimdi bile Kıbrıslı Türklere yapılan soykırımdan bahsetmezler.
Bugün de değişen bir şey yok. Sömürgen Siyonistler ve aveneleri İsrail’in güvenliğini sağlamak ve yer altı zenginliklerini sömürmek için Akdeniz’e ve Kıbrıs’a hâkim olmak istiyorlar. Bu doğrultuda kukla devletlerin askeri üsleri adaya bir bir inşa ediliyor. İngiltere adadaki savaş uçağı sayısını 17’den 138’e çıkardı.
Yunanistan ise sömürünün yanında megali idea’sından vazgeçmiyor, halen Kıbrıs’ın tamamını ve Anadolu’yu ele geçirip Bizans’ı canlandırma hayâli peşinde.
S-400’lerin alımıyla avuçları daha çok kaşınan Rusya’da her zaman ki çekişme atmosferini kullanarak, Akdeniz’e hiçbir sınırı olmayan diğer ülkelerin yaptığı gibi sömürüye dâhil olmak istediği için Doğu Akdeniz de Türkiye ile çalışabileceklerini söylüyor.
Rumlar İsrail, İngiltere, Fransa, ABD ve Mısır ile el ele vermiş Doğu Akdeniz’de hidrokarbon* sondaj çalışmaları yaparken Türkiye’nin sondaj çalışmalarına başlaması bütün dünyayı ayağa kaldırdı. Herkesten daha fazla söz sahibi olması gereken, Doğu Akdeniz’e en uzun sınırı olan Türkiye ise her konuda devre dışı bırakılmaya çalışılıyor. (*Doğal gaz petrol gibi fosil yakıttır ve petrolden sonra en önemli yakıt türüdür. Doğal gazın büyük bölümü, hidrokarbondan oluşur.)
ABD Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini almasını bahane ederek Rumlara 32 sene sonra silah satılması yönünde karar aldı. Ayrıca Yunanistan’a da helikopter satmaya karar verdi. Hiç haddi değilken Türkiye’ye Doğu Akdeniz’deki çalışmalarını durdurması yönünde tehditler savuruyor.
AB’de her zaman ki gibi boş durmayıp aleyhimizde her şeyi söyleyip bizi tehdit ediyor. Sondaja devam ettiğimiz takdirde AB bize ambargo uygulayacakmış! Uygulasınlar! Galiba bizim kendi potansiyelimizi kullanabilmek için bize ambargo uygulanması gerekiyor. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra uygulanan ambargo sonucu birçok malı kendimiz üretir hale gelmiştik. ABD ambargoyu kaldırmak zorunda kalmıştı.
NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Başkomutanlığı görevi devir teslim törenine NATO üyesi olmamasına rağmen Kıbrıs Rum Yönetimi’ni davet edip Türkiye’ye meydan okuyor.
Türkiye maalesef potansiyelinin ve gücünün farkında değil. Halen tehdit ve tepkilere karşı rica minnet konu ile ilgili komisyon kurma teklifinde bulunuyor. Üstelik bu şer ittifakının kendi ideallerini gerçekleştirmek için kurduğu sözde uluslararası AB, NATO gibi oluşumların bu komisyona dâhil edilmesini teklif ediyor. Bir tarafta sömürgen yamyamlar çetesi, bir tarafta yapılan her görüşmede küçük tavizleri ardı ardına alarak büyük hedefine ulaşmaya çalışan sinsi Rum yönetimi, bir tarafta devamlı “kandırıldık, aldatıldık” diyen Türk yetkililer. Bu komisyonların sonucu şimdiden belli…
Sürekli alttan alma tavrını bırakmalıyız. Bu baştan kaybetmektir. Cesurca kararlarımızı alıp uygulamaya koyduğumuz zaman onlar zaten gelip anlaşmak isteyeceklerdir.
Yunanistan’ı “kardeş-komşu” gören, duvarlarına “Konstantinopolis” haritalarını asanların fikrine göre mi Kıbrıs politikamız şekillenecek?
Gerçekten halen ABD’nin bizim müttefikimiz olduğuna inanan var mı?
Biz gerçekten bu AB’ye mi girmek istiyoruz?
Bunlara “evet” cevabı vermenin kendisini celladına teslim etmekten hiçbir farkı yok. AB saplantısından vazgeçilmelidir. Buna “AB hayali” demeyi de bırakmalıyız. 1959’dan bu güne yaklaşık 60 yıllık bir saplantı bize sadece kaybettiriyor. Rumların bile girdiği bu birlik bir Haçlı ittifakıdır. Rumlar hangi vasfa sahiptir, hangi müktesebat şartlarını yerine getirmiş de AB’ye alınmıştır? Keza daha nice bir vilayetimiz dahi etmez ülkeler ne sebeple AB’ye alınmıştır? Bilinmelidir ki bu müktesebatlar Hristiyanlığı kabul edip tahrif edilmiş İncil’e “he” demedikçe bitmez.
Türkiye AB saplantısına noktayı hemen koymalı, ABD’yi müttefik tanımından çıkarmalı, ABD’den kaçacağım diye Rusya’ya da kendisini teslim etmemelidir. “Dünya 5’ten büyüktür”ün icraatlarını bekliyoruz.

Kıbrıs her devirde dünya hâkimiyetinin kilit noktalarından birisi olmuştur. Akdeniz’e -özellikle Doğusuna- hâkim olmak isteyen Kıbrıs’a hâkim olmalıdır. Dünya haritasına bakıldığında tam merkezde olduğu da görülür.
Kıbrıs’ın bizim için tarihi ve manevi değeri çok yüksektir. Yüzyıllar boyunca egemenliğimiz altında huzurlu ve müreffeh bir yer olan Kıbrıs’ta birçok sahabenin kabri de bulunmaktadır. Bu kabirler ve Peygamber Efendimizin (s.a.v) Halası Ümmü Haram (r.a.)’ın (Hala Sultan) Larnaka’daki kabri sadece bizim için değil bütün Müslümanlar için ehemmiyet arz etmektedir.
Kıbrıs, İngiliz oyunlarının sonucu olarak yavaş yavaş hükümranlığımızdan çıkarılmıştır. 1878’de Osmanlı’nın zor zamanlarından bilistifade mülkiyeti bizde kalmak üzere adanın yönetimi İngilizlere verilmiş, onlar da Rumları adaya getirerek nüfus yapısını değiştirmişlerdir. Bu demografik değişim sonucu Türkler ile Rumlar 1960’da “sözde” ortak bir devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kurdular. Yönetime hâkim olan Rumlardı. Kıbrıs Anayasasına göre Kıbrıs’ın; Cumhurbaşkanı Rum, yardımcısı Türk’tü; Bakanlar Kurulundaki bakanların 7’si Rum, 3’ü Türk’tü; 50 üyeli Temsilciler Meclisinin %70’i Rumlardan %30’u Türklerden oluşuyordu. Rumlar İngiliz ve Yunanistan’ın desteği ile resmiyete de yansıyan bu güç oyunundan cesaretle Türklere karşı soykırıma başladılar.
Türkiye 1974’de merhum Necmettin Erbakan’ın dirayeti ve inisiyatifinde Kıbrıs Barış Harekâtı ile Rumların bu soykırımına son verdi. İlk defa toprak kaybetmeye başladığımız Karlofça Antlaşmasından 275 sene sonra ilk defa toprak kazandık. Barış Harekâtı esnasında Ordumuzdan 498, Kıbrıs Türklerinden ise 340 şehit verdik.
Harekât sırasında maalesef merhum Bülent Ecevit’in çekingen tutumu sebebi ile birçok kayıplarımız oldu; Maraş boş bırakıldı ve halen büyük bir sorun teşkil ediyor, adanın tamamı alınacakken buna cesaret edemedi, ateşkesi planlanandan daha erken saatte açıkladığı için şehit sayımız önemli ölçüde arttı ve Lefkoşa’nın bir kısmı kaybedildi.
Harekât esnasında, o zamandan bu zamana sözde müttefikimiz ABD her zaman ki gibi Türkiye aleyhine çalıştı. BM, Avrupa Konseyi Türkiye’nin karşısında yer aldı, NATO soykırıma karşı parmağını bile kıpırdatmadı. Siyonizm’in kuklası sözde uluslararası kurumlar şimdi bile Kıbrıslı Türklere yapılan soykırımdan bahsetmezler.
Bugün de değişen bir şey yok. Sömürgen Siyonistler ve aveneleri İsrail’in güvenliğini sağlamak ve yer altı zenginliklerini sömürmek için Akdeniz’e ve Kıbrıs’a hâkim olmak istiyorlar. Bu doğrultuda kukla devletlerin askeri üsleri adaya bir bir inşa ediliyor. İngiltere adadaki savaş uçağı sayısını 17’den 138’e çıkardı.
Yunanistan ise sömürünün yanında megali idea’sından vazgeçmiyor, halen Kıbrıs’ın tamamını ve Anadolu’yu ele geçirip Bizans’ı canlandırma hayâli peşinde.
S-400’lerin alımıyla avuçları daha çok kaşınan Rusya’da her zaman ki çekişme atmosferini kullanarak, Akdeniz’e hiçbir sınırı olmayan diğer ülkelerin yaptığı gibi sömürüye dâhil olmak istediği için Doğu Akdeniz de Türkiye ile çalışabileceklerini söylüyor.
Rumlar İsrail, İngiltere, Fransa, ABD ve Mısır ile el ele vermiş Doğu Akdeniz’de hidrokarbon* sondaj çalışmaları yaparken Türkiye’nin sondaj çalışmalarına başlaması bütün dünyayı ayağa kaldırdı. Herkesten daha fazla söz sahibi olması gereken, Doğu Akdeniz’e en uzun sınırı olan Türkiye ise her konuda devre dışı bırakılmaya çalışılıyor. (*Doğal gaz petrol gibi fosil yakıttır ve petrolden sonra en önemli yakıt türüdür. Doğal gazın büyük bölümü, hidrokarbondan oluşur.)
ABD Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini almasını bahane ederek Rumlara 32 sene sonra silah satılması yönünde karar aldı. Ayrıca Yunanistan’a da helikopter satmaya karar verdi. Hiç haddi değilken Türkiye’ye Doğu Akdeniz’deki çalışmalarını durdurması yönünde tehditler savuruyor.
AB’de her zaman ki gibi boş durmayıp aleyhimizde her şeyi söyleyip bizi tehdit ediyor. Sondaja devam ettiğimiz takdirde AB bize ambargo uygulayacakmış! Uygulasınlar! Galiba bizim kendi potansiyelimizi kullanabilmek için bize ambargo uygulanması gerekiyor. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra uygulanan ambargo sonucu birçok malı kendimiz üretir hale gelmiştik. ABD ambargoyu kaldırmak zorunda kalmıştı.
NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Başkomutanlığı görevi devir teslim törenine NATO üyesi olmamasına rağmen Kıbrıs Rum Yönetimi’ni davet edip Türkiye’ye meydan okuyor.
Türkiye maalesef potansiyelinin ve gücünün farkında değil. Halen tehdit ve tepkilere karşı rica minnet konu ile ilgili komisyon kurma teklifinde bulunuyor. Üstelik bu şer ittifakının kendi ideallerini gerçekleştirmek için kurduğu sözde uluslararası AB, NATO gibi oluşumların bu komisyona dâhil edilmesini teklif ediyor. Bir tarafta sömürgen yamyamlar çetesi, bir tarafta yapılan her görüşmede küçük tavizleri ardı ardına alarak büyük hedefine ulaşmaya çalışan sinsi Rum yönetimi, bir tarafta devamlı “kandırıldık, aldatıldık” diyen Türk yetkililer. Bu komisyonların sonucu şimdiden belli…
Sürekli alttan alma tavrını bırakmalıyız. Bu baştan kaybetmektir. Cesurca kararlarımızı alıp uygulamaya koyduğumuz zaman onlar zaten gelip anlaşmak isteyeceklerdir.
Yunanistan’ı “kardeş-komşu” gören, duvarlarına “Konstantinopolis” haritalarını asanların fikrine göre mi Kıbrıs politikamız şekillenecek?
Gerçekten halen ABD’nin bizim müttefikimiz olduğuna inanan var mı?
Biz gerçekten bu AB’ye mi girmek istiyoruz?
Bunlara “evet” cevabı vermenin kendisini celladına teslim etmekten hiçbir farkı yok. AB saplantısından vazgeçilmelidir. Buna “AB hayali” demeyi de bırakmalıyız. 1959’dan bu güne yaklaşık 60 yıllık bir saplantı bize sadece kaybettiriyor. Rumların bile girdiği bu birlik bir Haçlı ittifakıdır. Rumlar hangi vasfa sahiptir, hangi müktesebat şartlarını yerine getirmiş de AB’ye alınmıştır? Keza daha nice bir vilayetimiz dahi etmez ülkeler ne sebeple AB’ye alınmıştır? Bilinmelidir ki bu müktesebatlar Hristiyanlığı kabul edip tahrif edilmiş İncil’e “he” demedikçe bitmez.
Türkiye AB saplantısına noktayı hemen koymalı, ABD’yi müttefik tanımından çıkarmalı, ABD’den kaçacağım diye Rusya’ya da kendisini teslim etmemelidir. “Dünya 5’ten büyüktür”ün icraatlarını bekliyoruz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA
İLGİLİ HABERLER